İÇİNDEKİLER

Giriş

  1. Gerçekler ve Tarihten Dersler
  2. Bölünme ile İlgili Uluslararası Göstergeler
  3. “Faydalı Suriye” Projesi
  4. “Kürt federalizm” Projesi

Özetlemeler ve Sonuç

 


 

Giriş

 

       Son aylarda ‘‘Suriye sorunu’’ düzeyinde yaşanan önemli gelişmeler, Suriye’de bölünme korkusunun devam ettiğini ve ülkenin geleceğini tehdit altına aldığının bir göstergesidir.

Geçtiğimiz Eylül ayında, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ve Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov,  Suriye’de ateşkesin sağlanması konusunda anlaşmaya vardı. Aynı ayın 12 Eylül Pazartesi akşamı da yürürlüğe girdi.

1.      Gerçekler ve Tarihten Dersler

 

Modern tarihte Suriye sorununa benzeyen örneklerden anlaşıldığı gibi, bir ülkede savaş ne kadar uzarsa, bölünme seçeneği de artacaktır. Suriye’de altı yıla aşkın zamandır süren savaş daha da kötü noktaya vararak bölünmenin eşeğine geldi.

 

Suriye’de yaşanan gelişmeler Suriye’nin bölünmeye doğru gittiğine işaret ediyor mu yoksa bu seçenek kaçınılmaz bir hal mi aldı? Bütün bu göstergelere rağmen Suriye’nin bölünmesi kolay bir mesele olmayacaktır. Çünkü Suriye’nin Sosyo-coğrafik ve demografik konumu bölünmeye elverişli değildir. Suriye’nin etnik ve mezhepsel yapısı muhtemel bir bölünmeye uygun değl, ancak uluslararası güçler “Sykes-Picot” haritalarını yeniden masaya koyarak canlandırmaya çalışıyorlar. Suriye’nin bölünme ile ilgili uluslararası göstergeler nelerdir?

 

2.      Bölünme ile İlgili Uluslararası Göstergeler

 

Bu konuda bizi ilgilendiren Suriye’de etkisi olan ve söz sahibi uluslararası güçlerin bölünmeyle ilgili yapmış oldukları açıklamalardır. Bu bağlamda, geçtiğimiz Şubat ayında Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, “Süreç henüz başlamadı fakat müzakerelerde böyle bir karar verilirse kimse itiraz etmez. Görüşmelerde Suriye’nin gelecekteki devlet düzenine ilişkin görüşmeler, tartışmalar sonucunda federal modelin birleşik, seküler, bağımsız ve egemen bir Suriye ulusunun korunmasına hizmet edeceği kanaatine varılırsa, buna kim karşı çıkacak” diye konuştu. Konuyla ilgili Moskova uluslararası ilişkiler uzmanı Uryo Vein ise, Sergey Ryabkov tarafından yapılan açıklamaların gündemi meşgul eden ve Suriye ile ilgili demografik açıdan muhtemel çözümlerden birisi olduğunu belirtti.

 

Sergey Ryabkov açıklamalarından bir süre önce, ABD tarafından da Suriye krizinin çözümüyle ilgili ‘‘B-Planı’’ bulunduğu açıklaması yapılmıştı. Açıklamada, Suriye halkını ve uluslararası toplumu Suriye krizinin uzaması durumunda Suriye’nin bölünebileceği hakkında uyarmıştı. ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkanı John Brennan ise Temmuz ayında Kolerada eyaletinde düzenlenen ‘Aspen’’ güvenlik toplantısında yaptığı açıklamada, Suriye’nin geleceğiyle ilgili karamsar olduğunu belirtti. Açıklamada, ‘‘Suriye beş yıl önceki durumuna dönemeyebilir’’ ifadesini kullandı. Analizcilere göre John Brennan bu açıklamaları sadece Suriye değil bütün Orta doğunun ‘‘Sykes-Picot’’ haritası ışığında yeniden şekillenebileceğini işaret etmektedir. ABD ve Rusya’nın 1920’den bu yana dile gelmeyen ‘‘Sykes-Picot’’ ”Kürt Kantonu ” ve ”Alevi Kantonu” içermektedir. Bizi en çok ilgilendiren iki konudan birisi, John Brennan’ın ‘‘Suriye’nin eski haline dönmesinin imkânsız’’ ifadesidir. İkincisiyse, ‘‘Suriye’nin bölünme seçiğinin olduğu’’ açıklamasıdır. Bu açıklamalar Suriye’de devam eden krizin çözülmemesi nedeniyle ülkede haritaların yeniden oluşmasıyla ilgili mi? Bütün çözüm yollarının tıkanması, böyle bir bölünme projesinin önüne açabilmek için mi?

 

CİA Başkanı John Brennan gibi önemli bir yetkilinin Suriye ile ilgili böyle açıklamalar yapması üstünde önemle durulması gereken bir konudur. Çünkü bu açıklamaları edindiği bilgilerden yola çıkarak yapmaktadır. Ayrıca ABD-Rusya anlaşmasından bir gün sonra (10 Eylül’de) John Brennan New York’ta katıldığı oturumda Suriye ve Irak konuları ele alındı. Brennan’ın Suriye ile ilgili yaptığı açıklamalar uluslararası kamyonunun da dikkatini çekti.

 

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de 14 Eylül’de ‘‘Ulusal Halk Radyosunu’’(NPR) (Morning Edition) programında yaptığı açıklamada, ‘‘Suriye toprak bütünlüğünün korunması için bu son fırsatımız’’ ifadesini kullandı, ayrıca, ‘‘ Eğer masaya oturup anlaşamazsak Suriye’de şiddet daha fazla artacaktır’’ diye konuştu.

 

Diğer yandan İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon da, ABD-Rusya anlaşmasıyla ilgili ‘‘Yediot Ahronot’’ gazetesinde 15 Eylül’de ‘‘Başarısızlığa Mahkûm bir Anlaşma’’ adı altında yayınlanan bir makalesinde, ‘‘ Suriye’de ateşkes sağlanamayacak, çünkü Suriye savaşına müdahalede bulunan ve etkisi olan uluslararası dış güçlerin Suriye’de akan kanının durmasına ve barışın sağlanmasına izin vermeyeceklerdir’’ ifadesini kullandı. Yazının devamında, ‘‘Suriye’de olası bir ateşkesin uluslararası güçlerin çıkarına olmayacaktır’’ diye yazdı. Moşe Malon’un görüşüne yazısında, uluslararası toplumun Suriye’yi tekrar eski haline getirme çabalarının gerçeği yansıtmadığını, Suriye kantonlara bölünmeye mahkûm olduğunu belirtti.

 

Bütün bu açıklamalar Suriye’nin birliğinin bir daha sağlanmayacağının bir kanıtı mı? Bunlara ilaveten ‘‘Faydalı Suriye’’ ve ‘‘Kürt Federalizm’’ projeleri Suriye’nin bölüneceğinin bir göstergesi mi?

 

 

3.      “Faydalı Suriye” Projesi

 

Suriye olaylarına şöyle bir bakacak olursak, Esed rejiminin, Suriye halkının bir gün ayaklanacağının farkında olduğunu görürüz. Esed rejimi olası bir halk ayaklanmasını önlemek için 2011yılından önce elinde birçok senaryo bulunduruyordu.

 

Suriye devriminin başlamasıyla birlikte Suriye rejimi en çok korktu şey barışçıl bir devrimdi. Suriye rejimi şiddet ve baskı üzerine kurulmuş olduğu için bu tür halk ayaklanmalarını karşı şiddet kullanmıştır. Devrimin başından bu yana devrim öncesi çizdiği ne kadar kanlı senaryo varsa Suriye halkına karşı acımasızca uyguladı.

 

Esed rejimi Suriye devrimine karşı iki yol izledi, birincisi, barışçıl gösterilere çıkan Suriye halkına karşı şiddet kullandı, böylelikle devrimin silahlı direnişe geçmesini sağladı. İkincisi ise, Suriye halkına korku baskısı uygulayarak caydırmaya çalıştı. İkisinde de başarılı olmayı başardı, ancak arkasında yüz binlerce ölü, perişan bir Suriye halkı ve parçalanmış bir Suriye bıraktı.

 

Esed rejiminin Suriye’yi bu noktaya taşımasında, Suriye devrimini hayal kırıklığına uğratan uluslararası toplumun da rolü büyük oldu, belki de uluslararası güçler ulusal ve modern bir Suriye devletinin kurulmasını istemiyorlar.

 

Esed rejimi devrimin başından bu yana Suriye halkının ayaklanmasını bastırabilmek ve diz çöktürmek için şiddet kullanmaktan başka bir seçeneği yoktu. Suriye devriminde yaşanan gelişmelere rağmen Esed’in rejiminin devrimi bitirmek için Suriye halkına savaş açmaktan başka çaresi kalmadı.

 

Ancak Esed rejimi bir süre önce daha fazla dayanamayacağını anlayarak ‘‘Faydalı Suriye’’ projesi adı altıda Suriye’yi parçalama planı yapmaya başladı. Suriye ili ilgili bölünme projelerinin çıkarlarına hizmet ettiği için uluslararası bazı güçlerin de desteğini kazandı.

 

Esed rejimi ve müttefikleri bu projeyi uygulamak için bazı bölgelerde etnik temizlik yapmaya başladı. Rejim, yerli halkı göç ettirerek yerlerine başka bölgelerden ve dış ülkelerden gelen milisleri yerleştirerek demografik değişim yapıyor. Humus şehri Esed rejiminin etnik göç politikası izlediği şehirlerden birisidir. 2011-2014 yılları arasında yüzbinlerce Suriyeli rejim tarafından göç etmeye zorlandı. Esed rejimi aynı politikayı şimdi ‘‘Zebedani’’ bölgesinde uyguluyor, Suriye rejimi, İran ve Hizbullah örgütünün yardımıyla bir yıldır bu bölgeyi İdlip’in ‘‘Kafreyye’’ ve ‘‘Favaa’’ köylerinde yaşayan Şiileri yerleştirmek için bölge halkına büyük baskılar yapıyor. 2013 yılında Hizbullah örgütü Lübnan sınırına yakın olan Suriye beldelerini yerli halktan boşaltmıştır.

 

Aynı şekilde, Esed rejimi bu günlerde Şam’ın etrafındaki beldeleri ve köyleri ‘‘Şam’ı güven altına alma’’ projesi adı altında sürdürdüğü operasyonlarda, önce bölgeleri kuşatma altına alıyor sonrada açlığa mahkûm ederek göçe zorluyor. BM Güvenlik kurulunun Şam’ın ‘‘Guta’’ kırsalında bulunan ‘‘Derayya’’, ‘‘Muazzamiye’’ şerhlerinden ve Humus’un ‘‘Vaar’’ kentinden kuşatmanın kaldırılması hakkında 2254 sayılı karar almasına rağmen Esed rejimi aldırmayarak kuşatmayı sürdürmüştür.

 

Şam’ın Guta kırsalında bulunan ‘‘Derayya’’ şehri dört yıl boyunca Esed rejiminin ablukası altında açlıkla ve yoklukla savaştı. Bu bölgeyi aralıksız bir şekilde bombalayan rejim şehrin altyapısını yüzde yetmişini yıktı. ‘‘Derayya Yerel Meclisi’’ tarafından yayınlanan istatistiklere göre, 2012-2016 yılları arasında Esed rejimi ‘‘Derayya’’ şehrini 1375 gün boyunca abluka altında tuttu. Ayrıca, resmi kayıtlara göre 2007 yılında 255 bin nüfuza sahip olan ‘‘Derayya’’ şehrinde şimdi sadece yedi bin civarında Suriyeli yaşamaktadır. Esed ordusu, ‘‘Deryayya’yı’’ havadan ve karadan her türlü silahla bombalamasına rağmen ele geçiremedi.

 

Rejim bugünlerde, ‘‘Deryayya’da’’ bölgesinde uyguladığı abluka politikasını şimdi Şam’ın ‘‘Muazzamiye’’ bölgesinde de uygulamaktadır. Bu bölgede yaşayan Suriyelileri İdlip şehrine taşıyor. Birleşmiş Milletler ise bu vahşete tanık olarak Esed rejime taşıma konusunda yardımcı olmuştur.

 

 

Kısaca söyleyecek olursak, Esed rejimi Şam’ın etrafındaki şehirleri sakinlerinden boşaltarak yerlerine İran, Irak ve Afganistan’dan gelen Şii milisleri yerleştiriyor. Rejimin uyguladığı bu politika bize, İsrail’in Filistin topraklarını işgal ettikten sonra dünyanın dört bir yanından getirdiği Yahudileri Filistin topraklarını yerleştirmesini hatırlatıyor. Buda Suriye’nin bölünmesine işaret eden olaylardan birisi sayılmaktadır.

 

Rusya Esed rejiminin Suriye’yi bölerek bir ‘‘kanton’’ oluşturmasını desteklemekten kaçınmayacaktır. Çünkü Rusya için Suriye’nin en önemli yeri Rus hava üslerini bulunduğu Lazkiye ve Tartus sahil şerhleridir. Esed rejiminin uygulamaya başladığı ‘‘Faydalı Suriye’’ projesi Rusların Akdeniz’de uzun bir süre kalmasını güvence altına alacak bir projedir.

 

 

4.      “Kürt federalizm” Projesi

 

Bazı Suriye Kürt gurupların Suriye halkına dayatmaya çalıştıkları “Kür Federalizm” projesi, en az Esed rejiminin “Faydalı Suriye” projesi kadar tehlikeli ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Söz konusu iki projenin ortak noktası ise, kurulmaları halinde, ikisinin de uluslararası dış güçlerden destek görecek olmalarıdır.

 

Bazı silahlı Kürt guruplar devrimin başından bu yana, dış güçlere hizmet etmiş ve Esed rejimi ile anlaşmalar yaparak, Suriye devrimine büyük zarar vermiştir. 2012 yılında rejim ordusu doğu ve kuzey doğu bölgelerinden çekilmiştir. Ancak rejimin kamu ve idari kurumları Haseki ve Kamışlı şehirlerinde faaliyetlerini sürdürmüştür. Rejim ordusu çekildikten sonra bu bölgelere PKK kamplarında askeri eğitim gören YPG güçleri yerleşmiştir. Böylelikle Kürtlerin yaşadıkları bölgeler yerel yönetime geçmiş oldu. Esed rejimi ise, aynı anda hem Türkiye’ye hem de Özgür Suriye Ordusu’na karşı koz olarak kullanmak için,  Kürt gurupların bu bölgelere girmesine izin vermiştir.

 

2015 yılının başlarında Salih Müslim’in başkanlığını yaptığı PYD partisi, ”Cezire Kantonu’, ”Ayn’l-Arap Kantonu”, ve ”Afrin Kantonu” olmak üzere üç bölgede”Kanton yönetimler” ilan etti. Üzerinden bir yıl geçtikten sonra da (17 Mart’ta) Hakseke’nin “Rumeylen” beldesinde 31 Kürt, Süryani ve Asuri partisi bir araya gelerek “Demokratik Suriye birliği, birarada yaşamanın ve halkların güvencesidir” adı altında ‘‘Rojova’’ veya ‘‘Kürt Federalizmini’’ ilan ettiler.

 

“Kürt Federalizm” projesi, ‘‘Suriye Demokratik Güçleri’’ oluşturulduktan birkaç ay sonra ilan edildi. ‘‘Suriye Demokratik Güçleri’’, ABD askeri desteğiyle 2015 yılının Ekim ayında DAEŞ’ karşı savaşması için kurulmuştur. 20 farklı askeri guruptan oluşan ‘‘Suriye Demokratik Güçleri’’ Kürtlerin yanında Arap ve Süryani unsurlarda içermektedir.

 

PYD Partisi, ABD’ye güvenerek Suriye Kürt toplumuna karşı baskı yaparak kendi hegemonyasını dayatmaya çalıştı. ABD’nin desteğiyle “Ayn’l-Arap” ve Afrin arasını birleştireceğini düşünen PYD, bu planında başarısız oldu. ABD Başkan yardımcısı Joe Biden Türkiye ziyareti esnasında yaptığı açıklamada PYD’ye bağlı ‘‘Suriye Demokratik Güçlerini” Fırat’ın doğusuna çekileceğini vurguladı. ABD’nin Suriye özel temsilcisi  Michael Ratney ise yaptığı açıklamada ‘‘Kürtler bizden “ROJOVA” devletinin itiraf etmemizi için talepte bulundu, ancak biz bu taleplerini reddettik” ifadesini kullandı.

 

ABD’nin Kürt guruplardan Fırat’ın doğusuna çekilmelerini istemesi, ‘‘Kürt Federalizminin’’ veya ‘‘Kürt Kantonunun’’ bittiği anlamına gelmiyor.  Çünkü geçtiğimiz Ağustos ayında ‘‘Himeyim’’ hava üssünde Esed rejimi ve Kürtler arasında imzalanan anlaşmadan sonra Kürtler guruplar Haske şehrinin büyük bir Kısımını ele geçirdi. PYD Haske bölgesini rejimden temizlemek için bir yıl önceden plan yaptı.

 

 

Özetlemeler ve Sonuç

 

  1. “Suriye sorunu” yaşanan Uluslararası ve bölgesel gelişmeler sonucu karmaşık bir hal aldı. Suriye halkı bu durmadan endişe duymakta haklı, çünkü son günlerde, ‘‘Dereyya’’, ‘‘Muazamiyye’’ , ‘‘Mazaye’’, ‘‘Zebedani’’, ‘‘Vadi Berade’’ ve ‘‘Vaar’’ bölgelerinde bütün dünyanın gözü önünde yaşanan etnik göçe zorladılar. Uluslararası toplum ise, Esed rejiminin Suriye halkına karşı yaptığı soykırımlar, uyguladığı abluka ve göç politikası karşısında sessiz kaldı.

 

  1. Siyasi çözümün tıkanması ve askeri bir başarının elde edilmemesinden sonra taraflar bulundukları yerleri güvence altına aldılar. ABD Rusya ile yaptığı anlaşmadan gayesi Suriye savaşan taraflar arasında dengenin sağlanması için olabilir. Burada sorulması gereken soru: Eğer Suriye’yi bölüme planı uluslararası güçlerin stratejisinden biridir. Uluslararası güçler kantonların oluşmasını mı bekliyorlar?

 

  1. Bazı sızılan haberlere göre, Rusya’nın Haske’de Kürtler ve rejim arasında yapılan anlaşma ve arkasından da rejim güçlerinin Haske’den çekilmesi, bir ‘‘Kürt Federalizmi’’ içi olabilir.

 

  1. Suriye’nin geleceğini çalan ve ulusal kimliğini paramparça eden bu planlar karşısında Suriye halkı sessiz mi kalacak? Altı yıldan bu yana Suriye devrimi için yüzbinlerce şehit veren Suriye halkı bu bölünme planlarına sessi kalmayacaktır.

 

  1. Ne Kürt Federalizm’’ projesi ne de ‘Faydalı Suriye’’ projesi uzun süre devam etmeleri için gerekli süreklilik unsurlarına sahip değiller. Bu yüzden de başarılı olmaları çok zor.

 

  1. Ulusal görüş taşıyan Suriye muhalefeti ve Özgür Suriye Ordusu’nun rejim tarafından abluka altında olan bölgelerdeki baskıyı azaltmak için mücadele vermeleri gerekmektedir. Esed rejiminin gerçekleştirmeye çalıştığı ‘‘Faydalı Suriye’’ projesini önlemek için uluslararası toplumu, Birleşmiş Milletleri ve uluslararası insan hakları kuruluşlarına baskı yapması gerekmektedir.