İÇİNDEKİLER

Giriş

1… Halep: Maksat ve Amaç

2… Meydan Okuma mı Yoksa İnat mı?

3… Genişleyen Nüfuz

4… Çok Eski Bir Soru

5… Karışık Savaş

6… Paradoksal İki Proje

7… Mevcut Standartlar

 


Giriş

Geçtiğimiz birkaç yılda Suriye en kanlı yıllarını yaşadı. İran, Suriye rejimini kullanarak Suriye’deki savaşı, uluslararası topum ile yürüttüğü nükleer müzakerelerde koz olarak kullandı. O yüzden İran’ın Suriye rejiminden vaz geçmemesi çok doğal; zira İran, bölgede huzursuzluğu devam ettirebilmek için Suriye rejiminin etkili bir araç olduğunun farkındadır.

 

1.      Halep: Maksat ve Amaç

Silahlı muhalif gruplarının önde gelen isimleri, Halep’teki çatışmalara son vermek ve arkasından da Halep’in doğu bölgesinde “öz yönetim” kurulması amacıyla Kasım ayında, Türkiye aracılığıyla Rusya ile Ankara’da görüşmeler yaptı. Muhalif kaynaklardan yapılan açıklamalarda, Rusya’nın ve Muhaliflerin sunulan önerileri kabul ettikleri vurgulandı. Silahlı muhalif grupların görüşmeleri kabul etmelerinin nedeni; söz konusu önerinin, doğu Halep’te abluka altındaki insanların kurtulmasını ve yaşanan dramın durdurulmasını hedefliyor olmasından kaynaklanmaktadır.

Söz konusu toplantı, Rusya’nın, El-Nusra Cephesi’ni (Cebhet Fetih’l-Şam) ve Halep’teki ona ait mühimmat depolarını vurma bahanesiyle Suriye’deki ateşkesten Halep’i istisna etmesinden on gün sonra gerçekleşmiştir.

İran’ının Ankara’da gerçekleşen görüşmeleri devre dışı bırakma girişimi, Rusya’yla İran arasındaki askeri koordinasyona rağmen,  Suriye konusundaki stratejik anlaşmazlıkları gözler önüne serdi. İran ve Rusya, Suriye konusunda askeri işbirliği yapmakla birlikte şüphesiz rejimin başı Beşşar Esed konusunda da hem fikirler. Ayrıca Rusya ve İran, uluslararası ve bölgesel güçlere karşı ortak ve geniş bir ittifak kurdular. Suriye’yle ilgili Moskova ve Tahran arasında yaşanan bazı kısmi farklıklar Suriye krizinin daha da karmaşık bir hal almasına yol açtı.

 

2.      Meydan Okuma mı Yoksa İnat mı?

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Hüseyin Bakiri, 26 Kasım’da yaptığı açıklamada “Umman Denizi’nde olduğu gibi Hint Okyanusu’nda da deniz filosuna sahip olmalıyız. Uzak bölgelerde üslere ihtiyacımız var. Suriye ve Yemen kıyılarında, adalarda ya da yüzen bir üsse sahip olabiliriz” demişti. Bakiri, Deniz üslerinin, nükleer teknolojiden onlarca defa daha önemli olduğunu vurgulamıştı.

İran “Gönüllü Halk Seferberlik Güçleri” (Besic) Başkanı General Muhammed Rıza Nakdi, Muhammed Hüseyin Bakir’inin açıklamasından üç gün önce (23 Kasım’da) “Şark” gazetesine verdiği demeçte, İran Muhafızları’na tabi olan Gönüllü Halk Seferberlik Güçleri’nin Suriye ayağının başarılarını anlatmıştı. Nakdi, Suriye rejiminin Suriye’deki “Besic” güçlerinin başarılarını memnuniyetle karşıladığını iddia etmişti. Nakdi, Suriye rejiminin Suriye’de oluşturulan “Besic” güçlerinin sadece Suriyeli Alevilerden oluşturulmasını istediğini ancak daha sonra diğer Suriyeli etnik gurupların katılmasına izin verildiğini belirtmişti. Nakdi’nin bu açıklamalarının Tehlikeli olmasına rağmen, Rusya tarafından herhangi bir tepki veya açıklama gelmedi.

13 Kasım’da İran’a bağlı olan ve Lübnanlı Hizbullah Örgütü, Suriye-Lübnan sınanda bulunan Humus iline bağlı “Kusayir” şehrinde askerî geçit töreni düzenledi. Düzenlenen geçit törenine, Hizbullah Yönetim meclisi Başkanı Haşim Safiyettin de katıldı. Hizbullah Örgütü, yapılan tatbikatla ilgili bazı kareler yayınladı, söz konusu karelerde; ağır zırhlı araçlar, toplar ve tanklar dikkat çekti. Bazı kaynaklara göre bu tören, Hizbullah’ın her yıl gerçekleştirdiği “şehitler günü” münasebetiyle gerçekleşti. Hizbullah Örgütü, ilk kez Suriye’de bu denli büyük bir askeri tören düzenledi. Diğer yandan 2012 yılından bu yana Hizbullah Suriye’deki savaşa katılmadığını iddia ediyordu, ta ki askerleri ceset olarak Lübnan’a dönene kadar.

Hizbullah’ın bu geçit töreniyle, sahip olduğu orduyu ve silahları sergilerken diğer yandan da Suriye’de varlığını sürdüreceği mesajını verdi. Hizbullah bu törenle stratejik müttefiki Esed rejimini zor durumda bıraktı. Rusya ise olup bitenler karşısında kayıtsız kaldı.

Şii örgüt “Haşd-i Şabi” sözcüsü Ahmet El-Esedi , Suriye ve Safevi Irak güçleri ile birlikte Suriye’ye yönelebileceklerini açıklamıştı. El-Esedi, “Haşdi Şabi” Musul’dan sonra Suriye’ye gidecek ve Esed güçleriyle birlikte, DEAŞ ve Suriyeli muhalifler gibi “tekfiri guruplara” karşı savaşacaklarını belirtti. Haşdi Şabi’den yapılan bu açıklamaya Rusya’dan herhangi bir tepki gelmedi.

 

3.      Genişleyen Nüfuz

İran’ının Suriye’deki siyasi ve askeri varlığı her geçen gün daha da artıyor. Geçtiğimiz 22 Kasım’da (2016), “İran Şehit ve Gaziler Vakfı” Başkanı Seyyid Muhammed Ali Şehidi Mahallati, Suriye’deki çatışmalarda öldürülen İranlıların sayısının bini geçtiğini duyurdu.

Bu bağlamda, Suriye’de savaşan İranlı Şii milislerin sayıları belli olmamakla birlikte, Esed güçleri safında savaşan binlerce İranlı asker, general ve askeri uzman bulunmaktadır. Ayrıca Afganistan, Pakistan ve Irak’tan getirilen binlerce paralı Şii milisler de Suriye’nin değişik bölgelerinde savaşmaktadır. Söz konusu Şii milisler Suriye’de “Ehli Beyit Türbelerinin Koruyucuları” adı altında savaşıyorlar. Bu koruyucular, “Fatimiler Tugayı”, “Zeynebiler Tugayı”, “Ebu Fadı El-Abbas Tugay” ve “Hurasen Tugayı” gibi askeri mezhebi teşkilatlardan oluşmaktadır.

Suriye’de savaşan Şii milislerle ilgili net bir istatistik olmamakla birlikte bazı kaynaklara göre bu milisler 66 guruptan oluşuyor. Bunlardan 20 bin Iraklı, 10 bin Lübnanlı “Hizbullah Örgütü” ve sayısı belli olmayan binlerce Afganistan, Pakistan ve İranlı milis savaşmaktadır.

İran’ın bütün bu milisleri Suriye’ye yığması, İranlı yetkililerin açıklamalarını destekler durumda. İran İstihbarat Bakanı Ali Muslhi 2015 yılında yaptığı bir açıklamada, İran devriminin sınır tanımadığını söylemişti. İran Cumhurbaşkanı Azınlıklar Müsteşarı Ali Yunusi de “Fars İmparatorluğu’nun eskide olduğu gibi tekrar kuruldu, Başkenti de Bağdat” ifadesini kullanmıştı.

 

4.      Çok Eski Bir Soru

2015 yılından bu yana, bazı batılı ve Arap kaynaklar, Rusya’nın Suriye’ye müdahale etmesinden sonra İran’ın, Suriye’deki varlığının azaldığı yönünde Raporlar yayınlamışlardır. Hatta bu kaynakların bazıları İran’ın, Rusya baskısı sonucu Suriye’den çekildiğini bile iddia etmişlerdir.

Ancak Suriye’deki gerçekler bu raporların tam aksine işaret ediyordu. İran, Irak, Lübnan, Afganistan ve Pakistan’dan Şii milisler Esed’e destek vermek için akın akın Suriye’ye gelmeye devam ediyordu. Böylelikle Suriye, İran tarafından gönderilen on binlerce savaşçının buluşma noktası haline gelmiştir.

Bazı Suriyelilerin görüşlerine göre, Rusya’nın Suriye müdahalesi sonrası İran’ın Suriye’deki nüfuzunun azaldığı yönünde. Diğerlerine göreyse tam aksine, Rusya, Suriye’ye müdahale ettikten sonra İran Suriye’deki konumunu daha da güçlendirdi.

 

5.      Karışık Savaş

Suriye rejimi, halkın özgürlük ayaklanmasını uluslararası karışık savaşa dönüştürdü. Moskova Suriye’nin ve çevre coğrafyasının geleceğinde söz sahibi olmak istiyor. Soğuk Savaş’ın ardından Rus donanmasının uzun yıllar Akdeniz’e inmediği bir dönem yaşanmıştır. Ayrıca İran’ın yayılmasının önünü kesmek için Suriye hamlesini yapmıştır. Etkinliği artan İran karşısında bölgede hamle yaparak, paylaşım savaşında daha çok söz sahibi olmak istiyor.

Suriye’deki savaşların en acımasız tarafı olan İranlı milislerin yürütmekte olduğu etnik ve mezhep savaşıdır. İran bölgedeki stratejik projelerini hayata geçirmek için birçok yalana başvurmuştur.

İran’ın, Mezhep ve ezoterik politikaları uluslararası kanuna göre İnsanlığa karşı işlenen en korkunç suçlardan birisidir. İran, Suriye’de DEAŞ örgütüyle de koordine halinde çalışarak Suriyeli muhaliflerin kontrolü altındaki bölgelere girmesini sağlamıştır. Ancak İranlı milislerin, Suriye’nin bazı bölgelerinde demografik değişimler yapması, Rusya’nın endişelenmesini yol açmış ve ardından  da 2015 yılında Rusya’nın Suriye’ye müdahale etmesi neneden olmuştur.

 

6.      Paradoksal İki Proje

      Bazı varsayımlar Rusya’nın Suriye müdahalesini İran’ın organize ettiği görülmektedir. İran ve rejim güçleri Suriyeli muhaliflerle baş edemeyince Rusya’dan yardım istemişlerdir. Rusya’nın Suriye müdahalesi İran için siyasi ve askeri bakımdan çok önemliydi. İran bölgede “Şii Hilal” projesini gerçekleştirebilmek için şeytanla bile iş yapmaya hazır, yeter ki stratejik hedeflerine hizmet etsin.

Rusya’nın Suriye’deki stratejik hedefleri İran’ın hedeflerinden çok farklıdır. Rusya büyük güçlerin dış siyaseti gereği Sovyetlerden kalan mirası üzerinden dünyada uluslararası aktörler arasında birinci ligden geri kalmamaya, bölgesel ve küresel meselelerde kendi ağırlığını hissettirmeye çalışıyor. İran ise, Rusya’nın tam aksine,  katlederek, göç ettirerek ve demografik değişiklik politikası izleyerek bölgede yayılımcı politika izlemektedir.

Rusya, Suriye ordusunun dağlamasını istemiyor, Suriye ordusunu kurtarmak ve yeniden güçlenmesi için büyük çaba harcıyor. Rusya, Suriye ordusunu tek kütle haline getirebilmek için Cumhuriyet Muhafızları’nı yeni bir rehabilitasyondan geçirdi, “Suriye Ordusu Beşinci Lejyonunu” kurdu ve devlet başkanı korumalarını değiştirdi. Rusya’nın bu çabaları Suriye’deki milislerin tek komota altında toplamak ve İran milislerine alternatif oluşumlar yapmak içindir. İran ise Rusya’nın bu çabalarını önlemek için elinden geleni yapıyor. Çünkü Suriye ordusunun güçlü olması, İran’ın Suriye’deki projelerine tehdit oluşturabilir diğer bir değişle; İran’ının Ortadoğu projesini yok olmasına neden olabilir.

 

7.      Mevcut Standartlar

Rusya ve İran’ının Suriye savaşında uyguladıkları taktikler arasında çok büyük farklılıklar bulunmaktadır. Rusya, Suriye’deki geniş kaplı operasyonlardan uzak tutmak ve silahlı muhalif guruplarıyla anlaşma yapmak istiyor. Çünkü Rusya, Esed rejiminin zayıflığının farkında, Ayrıca Rusya, Halep’inin doğusunun İranlı milislerin eline geçmesini istemiyor. Bu yüzden Rusya, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın kuşatma altındaki Suriye’nin Halep kentinin doğusuyla ilgili önerisini desteklemiştir. İran ve Suriye rejimiyse, söz konusu öneriyi kabul etmediğini duyurmuştur.

Halep’teki rolünün tehlikeye girdiğini fark eden İran, Suriye’ye ‘Gönüllü Halk Seferberlik Güçleri’nden 100 bin milis göndermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu bağlamda, Irak’taki “Haşdi Şabi” sorumlusu da Musul operasyonu bittikten sonra Suriye’ye gireceklerini ve orada bir askeri üst kurmak istediklerini vurguladı. Buradan yola çıkarak İran’ın Suriye’deki rolünden ve etnik Fars projesinden kolay kolay vazgeçmeyeceği açıkça ortadadır. Rusya ve İran arasında Suriye konusunda çok büyük anlaşmazlıklar yaşanmaktadır. İki tarafta söz konusu anlaşmazlıkları gizlemeye çalışmaktadır.

Geçtiğimiz birkaç yılda Suriye en kanlı yıllarını yaşadı. İran, Suriye rejimini kullanarak Suriye’deki savaşı, uluslararası topum ile yürüttüğü nükleer müzakerelerde koz olarak kullandı. O yüzden İran’ın Suriye rejiminden vaz geçmemesi çok doğal; zira İran, bölgede huzursuzluğu devam ettirebilmek için Suriye rejiminin etkili bir araç olduğunun farkındadır.

İran, Rusya’nın Suriye’deki stratejik hedefleriyle ilgili negatif bir tavır tutunmaktadır. Bu yüzden İran ve Suriye rejimi, Suriye’de kurdukları 66 mezhebi milis gurupları kullanarak bölgedeki kirli oyunlarını sürdürmeye devam edeceklerdir. Rusya ise Suriye’de yürütülen askeri operasyonları tek komuta altında kendisi yürütmek istiyor.  İleriki günlerde Rusya ve İran arasında siyasi anlaşmazlıklar devam edecek gibi görülüyor.