İÇİNDEKİLER

Giriş

1. İran, Suriye Devrimi ve İthal Milisler

2.  İran’ın Başarılı Deneyimi “Hizbullah”

3. Milislerin Üreme Alanı: Irak

4. Irak’tan Sonra Suriye de Aynı Çizgide

Sonsöz

 


Giriş

Bölgede savaşan milislerin etkileri ve tehlikeleri git gide artarken, bölge dışından gelen paralı milislerin bölge halkına karşı yaptıkları katliamlar dikkat edilmesi gereken en önemli tehlikelerden birisidir. Söz konusu milisler, devlet, milli ordu ve millilik anlayışına tehdit oluşturmaktadır. Sadece siyasi ve tarihi açısından değil bölge toplumunun dokusunu da yok etmeye çalışmaktadır. Silahlı milisler, modern sömürgecilik sonrası bölgedeki siyasi adaletsizlikten yararlanarak “eski mazlumiyet” davalarını kendilerine düşünce edinmişlerdir. Milislerin ortaya çıkması devletlerin diktatörlükle yönetilmesi ve toplumun özgürlüğünü elinden alması sonucu ortaya çıkmış bir olaydır.

 

1.      İran, Suriye Devrimi ve İthal Milisler

Humeyni Devrimi’nin 1979 yılında başarılı olmasında sonra İran’ının ulusal ordusu izole edilerek yerine “İslam Devrimi Muhafızları ordusu” kurulmuştur. Daha sonra da Humeyni’ye muhalif olan “Halkın Mücahitleri” ve “İran Komünist Partisi” gibi oluşmaları ortadan kaldırmak için İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Seferber Birliği Kuvvetleri “Besiç” (gönüllü milis güçleri) kurulmuştur. Seferber Birliği Kuvvetleri İran’ın teokratik yönetiminin en önemli temellerinden birisini oluşturmaktadır. Söz konusu milisleler, İran’da 2009 yılında gerçekleştirilen seçimler sonrası yaşanan halk ayaklanmasının bastırılmasında büyük rol oynamışlardır.

“Besic” milisleri İran’da, “Reformcu Hareketi” yanlısı on binlerce genci göz altına almışlardır. “Besic” Milisleri komutanı Muhammet Bakiri geçen ay katıldığı bir etkinlikte yaptığı açıklamada, Seferber Birliği Kuvvetleri’nin sayısının 25 milyon olduğunu ve bunları yüz binlercesinin Suriye’de savaşmaya hazır olduklarını söylemiştir.

Humeyni daha sonra söz konusu milisleri İran’a komşu olan ülkelere ithal etmeye başlamıştır. Humeyni’nin bu hamlesi Irak ve İran arasında uzun yıllar süren ve yüz binlerce can kaybına neden olan yıkıcı bir savaşın yaşanmasına yol açmıştır. Ancak bütün bunlara rağmen Humeyni, stratejik Şii projesini hayata geçirmek için Şii milislere eğitim vererek ve silahlandırarak civar ülkelere göndermeye devam etmiştir.

İran Devrim Muhafızları, içişleri ve istihbarat örgütü savama ve ekonomi başta olmak üzere çeşitli yapılar üzerinde etkili olmaktadır. besiçler yani “gönüllü birlikler” doğurudan Devrim Muhafızları’na bağlıdır. Özellikle İran-ırak savaşından sonra iyice güçlerini ve kontrollerini arttırarak ve kara, hava, deniz kuvvetlerine sahip olmuşlardır. Ordu nezdinde, Kasım Süleymani’nin komutasında üst düzey profesyonel yapı olan “Feylak El-Kudüs”ü kurmuştur. Görevi, özellikle Şiilerin sıklıkla bulunduğu Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen gibi bölge ülkelerini karıştırmak ve ayrıntılı şekilde incelemektir.

Diğer yandan İran, Irak’ta Saddam Hüseyin rejimine karşı olan Şiileri örgütleyerek Birinci Körfez Savaşı’nda Irak ordusuna karşı İran yanında savaşmalarını sağlamıştır. Irak Yüksek İslami Meclisi’ne ait olan “Bedir Milisleri” ve İslam Dava Partisi’ne ait olan “Irak Hizbullahlı örgütü” bunların başta gelen oluşumlarından birisidir.

 

2.      İran’ın Başarılı Deneyimi “Hizbullah”

Hizbullah Örgütü, 1982 yılında İsrail’e karşı direnen Filistin Kurtuluş Ordusu’nun Tunus’a gitmesinden ve İsrail ordusunun Litani Nehri’nin güneyine çekilmesinden sonra İran tarafından oluşturulmuş Şii bir örgüttür. Bu örgüt, Suriye rejiminin de desteğiyle İran Devrim Muhafızları tarafından uzun yıllar askeri eğitime tabi tutulmuştur.  Başta İsrail’i, o zamanlar işgal etmekte olduğu Güney Lübnan’dan çıkartmak ve ardından bu İsrail’i yıkmak amacıyla kurulmuştur. Israil’in 2000 yılındaki geri çekilmesi ile Hizbullah çok güçlenmiş ve Lübnan’ın iç ve dış siyasetine karışmaya başlamıştır. Hizbullah; Savaş ve barış yapıyor ve Lübnan’da hükümet kurulmasını önlüyordu. 2008 yılında, Beyrut’un batı bölgeleri Hizbullah milisleri tarafından istila edilmiş ve askeri faaliyetlerini Lübnan’ın iç bölgelerine taşımıştır.

2006 İsrail-Hizbullah Savaş’ında Hizbullah, İran’ın da açık desteğiyle Israil’in karşısına eskisinden çok daha iyi organize olmuştur. Bu savaş sonucu Israil son hadiselerde işgal ettiği Lübnan topraklarından geri çekilmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bu savaştan sonra Hizbullah askeri faaliyetlerini Lübnan’ın dışına yaymıştır. 2004 yılında Irak’ın Samurra kentinde İmam Ali Hadi ve Hasan El-Askeri türbelerinin patlatılması sonrası Irak’ta Şii milisler Lübnan Hizbullah örgütü tarafından eğitilmiştir.

İran’ının bölgedeki projelerinin hayata geçirilmesi için Devrim Muhafızları’nın Lübnan’daki uzantısı olan Hizbullah milisleri, İran açısından çok önemli bir deneyim olmuştur. İran, Hizbullah Örgütü’nü Suriye devrimini bastırmak için kullanmıştır. Hizbullah önce Suriye’deki “Mukaddes Şii Türbeleri” koruma amaçlı girmiş daha sonra 2012 yılında İran, Pakistan, Afganistan ve Yemen’den ithal edilen paralı milislerin de yardımlarıyla Suriye’nin “Kuseyir” ve diğer bölgelerini işgal etmiştir. Hizbullah Örgütü, Suriye rejimiyle birlikte Suriye’de sayısız katliam gerçekleştirmiştir. Suriye’de savaşan bütün ithal milisler Halep’te savaşan “Bedir” ve “El-Nücaba” milislerinin komutasına geçmiştir.

13 Kasım’da İran’a bağlı olan ve Lübnanlı Hizbullah Örgütü, Suriye-Lübnan sınanda bulunan Humus iline bağlı “Kusayir” şehrinde askerî geçit töreni düzenlemiştir. Düzenlenen geçit töreninde çekilen karelerde ABD yapımı ağır zırhlı araçlar, toplar ve tanklar dikkat çekti. Hizbullah, söz konusu geçit töreniyle, sahip olduğu orduyu ve silahları sergilerken diğer yandan da Suriye’de varlığını sürdüreceği mesajını vermiştir.

Hizbullah Örgütü’nün Kusayir’deki verdiği mesajlar iki anlama gelmektedir:

     Birincisi, Rusya ve Donald Trump’ın Suriye rejimin tekrar meşrulaştırma çabalarından yola çıkarak, uluslararası toplumun DEAŞ’le mücadelede Hizbullah’ı da taraf olarak kabul edilmesi hedeflenmektedir.

     İkincisi ise, Hizbullah’ın gerçekleştirdiği askerî geçit töreniyle İran’ın, ABD’nin yeni yönetimine İran’la düşmanlığının ABD’ye ve çıkarlarına zarar vereceği mesajını vermektedir.

Ancak Hizbullah’ın Söz konusu askerî geçit töreni en büyük mesajı Lübnan’da kurulan yeni hükümete ve seçilen yeni cumhurbaşkanına vermiştir. Ayrıca İran, Suriye rejimine Suriye’deki ağırlığını göstermiş ve Suriye’deki varlığının ne denli olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır.

 

3.      Milislerin Üreme Alanı: Irak

Iraklı Şii milisler ilk olarak 1983 yılında İran’da oluşturulmuştur. 2003 yılında Saddam’ın devrilmesinden sonra “Bedir” ve “Irak Hizbullah” milisleri adı altında Irak’a geçerek ABD Silahlı Kuvvetleri’ne yardım etmişlerdir.

Irak’ın işgalinden sonra Iraklı Sünniler Amerika’ya karşı direnme kararı almışlardır. Şiilerse, Ali Sisitani’yin ABD işgaline karşı direnmeyi yasaklamasının ardından Iraklı ABD işgaline karşı hiçbir direniş göstermemişlerdir. Sünni guruplar direniş yaparken Şiiler askeri örgütlenmeyle meşgul olmuşlardır. Bu milislerin sayısı 40’a kadar ulaşmıştır. “Ebu Fadıl El-Abbas”, “El-Nüceba”, “Asayıbu’l-Hak” ve “Ceyşu’l-Mehdi” bu gurupların en önemlileridir. Söz konusu milisler Irak’ta birçok katliam gerçekleştirmişlerdir. Bu katliamlar sonucu DEAŞ, “Ceyşu’l-Mğcahidin” ve “Etbaa’l-Zerkavş” gibi Sünni milis gurupları ortaya çıkmıştır. Diğer yandan Mukteda Sadır’a ait olan “Ceyşu’l-Mehdi” ise ABD’nin isteği ve Maliki’nin de yardımlarıyla dağıtılmıştır.

DEAŞ’ın  2014 yılında Irak’ın birçok bölgesinin direniş görmeden kolayca ele geçirmesi ve sözde hilafet devletini ilan etmesi sonucu Şii milisler bir kez daha ortaya çıkmıştır. DEAŞ’ın yayılmasını fırsat bilen Şii din adamı Ali Sistani, Iraklı Şii gençleri cihada davet etmiştir. Sayıları seksen bini bulan Şii milis guruplar Irak’ın birçok bölgesini ele geçirmişlerdir. DEAŞ’ın Irak’taki bazı bölgeleri ele geçirmesi, Maliki’nin hedefine ulaşmasına yardımcı oldu mu?

Iraklı Şii milisler Irak-İran sınırında bulunan Diyala şehrinin geri alınmasında büyük bir rol oynamışlardır. Arkasından da Enbar ve Felluca’da da DEAŞ’e karşı savaşmışlardır. Bu milisler Irak’ın değişik bölgelerinde çeşitli katliamlar yapmışlardır.  Söz konusu Şii milisler bazı taraflıların karşı çıkmasına rağmen şu anda devam Musul operasyonunda savaşıyorlar. Bedir Milisleri komutanı Hadi El-Amiri Reuters’e verdiği demeçte Telâfer’in Şii milisler için çok önemli olduğunu belirtmiştir. Çünkü Telâfer, İran’ın Suriye’ye oradan da Akdeniz’e ulaşmasını sağlayacaktır. İran bu koridoru silah taşımak için değil uluslararası topluma İran hegemonyasını göstermek için bu yolu açacaktır.

Irak Parlamentosu “Haşdi Şabi” milislerini Irak ordusundan bir parça olması ve doğrudan Başbakanlığı bağlanması tasarısını kabul etmesinden sonra Irak’ın toprak birliği daha çok tehlike altına girmiştir. Buradan yola çıkarak Irak Başbakanı Übadi’nin başarısızlığını ve Sünni-Şii çatışmasını önleyeceği yolunda verdiği vaatlerin yalan olduğu apaçık ortadır. Haşdi Şabi devletin ve Irak ordusunun bünyesini ele geçirerek Irak’ın geleceğini ve toprak birliğini büyük tehlikeye sokmuştur.

 

4.      Irak’tan Sonra Suriye de Aynı Çizgide

Irak’tan sonra Suriye’de de milis guruplar ortaya çıkmaya başlamıştır. İran’ın desteğiyle “Beşinci Kolordu” adlı milis ordusu kurulmuştur. Bu milisler düzenli Suriye ordusu askerinin aldığı maaşın on katını (300 $) almaktadırlar. Bu milis oluşumun yapısının İran Devrim Muhafızları ve Iraklı Haşdi Şabi’ye benzemesi İran tarafından finansman desteği göreceğinin açık bir ispatıdır.

Beşinci Kolordu milislerinin kurulma nedeni; Esed güçlerinin zayıflaması, yıpranması ve Suriye ordusunun dağılmasından kaynaklanmaktadır.  Şehirlerdeki Esed ordusunun ve diğer milislerin Suriyeli muhaliflerle baş edememesi sonucunda bu milis oluşum ortaya çıkmıştır.

Beşinci Kolordu Milisleri aniden ortaya çıkan bir oluşum değildir. 2012 yılından bu yana bazı generaller gönüllü sivillerden oluşan ve Cumhuriyet Muhafızlarının da aralarında bulunduğu milis guruplardan oluşturmuştur. Söz konusu milisler Albay Nimr El-Hasan komutasında Hama, Halep ve Palmyra’da yürütülen savaşlarda önemli rol oynamışlardır. Ayrıca İssam Zerhaddin komutasında bazı milis guruplar oluşmuştur. Suriye’nin orta kesiminde bulun Deir ezzor bilgesinde “Sukur El-Sahra” milisleri Lazkiye ve Halep’te savaşmışlardır. İran Suriye’de savaşan Bütün bu milis guruplar “Beşinci Kolordu” çatısı altında toplanarak güçlü bir milis ordusuna dönüştürmeyi başarmıştır.

 

Diktatörler genelde ülkenin ordusuna değil askeri milis guruplara güvenmektedir. Baas partisi 1970 yılında “Savunma Tugayı” adı altında milis ordu kurmuştur. Söz konusu milisler 1980 yılındaki halk ayaklanmasının bastırılmasında büyük bir rol oynamıştır. Ayrıca daha sonraları “14. Ordu” ve “Silahlı Baas Taburları” gibi milis guruplar da ortaya çıkmıştır.

Bölgede milis gurupların çoğaldığı ve devlet kıvramanın yok olma noktasına ulaştığı şu günlerde bütün enik ve mezhepçi kesimler kendilerine özel milis gurup oluşturmaya çalışmaktadırlar. İran milis enfeksiyon bütün bölgeye enjekte etmiş durumda. Şii, Sünni, Hıristiyan ve Kürt milisler bölgede yayılmaya başlamıştır. Söz konusu milisler düzenli orduların izole edilmesine ve hatta ortadan kaldırılmasına yol açmışlardır.

Söz konusu milisler bulundukları toplumlara ağır bir yük ve iç savaşı tetikleyici faktör olacaklardır. Bu milislerin hepsi aşırıcılık fikrinden beslenerek Allah adını kullanarak birbirleriyle savaşmaktadır.

 

Sonsöz

     Milis gurupların bölge ülkelerini ve güvenliğine tehlike oluşturduğu açıkça ortada, bu oluşumlar milli kimliğim yerine mezhepçi ve etnik kimliklerin öne çıkması sonucu ortaya çıkmışlardır.

Burada sorulması gereken soru; söz konusu milisler karşı gelinemez bir duruma mı ulaştı? Bu milisleri besleyen ülkelere bakılırsa bu milislerin yakın bir zamanda ortadan kalkması söz konusu olamaz. Ancak bütün toplumların, milislerin yol açtığı kaostan rahatsızlık duymalarını göz önünde bulundurursak milis gurupların gelip geçici bir olay olduğu kaanatına varırız. Çünkü toplumlar geleceklerini ve gelecek nesilleri güvence altına alabilmek için etnik ve mezhepçi fikirlerden uzak olmak zorundadırlar. Onun için ilk önce İran’ın bölgede oynadığı oyunu bozmak ve hedeflediği kirli projesini durdurmak gerekmektedir.